21 Eylül 2017 Perşembe

GÜZEL YABANCI







Gizemli, belki biraz da kaba saba. Yürürken ki özgüveni yeri titretiyor sanki, kafasında fötr bir şapkası elinde ise hangi marka olduğunu göremediğim sigarası.

Bu zamanda fötr şapka takan gizemli bir adam. Sanki yürürken yeri titretiyor, yoksa o benim kalbimin titreyişi mi? Yo, yo olamaz. Bunu herkes hissediyor olmalı, benim kalbim bu kadar onun eline geçmiş, kıvranıyor olamaz. Elim ayağım tutmuyor sanki.

Kalın kahverengi kaşları, ince uzun şekilli burnu, kan kırmızı çekici dudakları var. Bir de daima gizemini koruyan neye, niçin baktığını bir türlü anlatmayan ela gözleri. Elleri kocaman sanki bir ağacı tutsa kökünden koparacak gibi. Kolları çok uzun sanki tüm benliğimi saracak gibi.

Yoksa. Yoksa çoktan sardı da bana bu satırları o mu yazdırıyor? Sen bana ne yapıyorsun? Büyüledin mi beni? Sana bakınca canım yanıyor. Kim üzdü bu kadar seni? Bu kaba ve sert görünümünün altında bir kalp var mı?

Puslu bir mor geliyor senin teninden benim gözlerime, ne sana bu kadar acı veren? Yalvarırım anlat, bilerek acı çekmek bilmeden acı çekmekten daha kolay.

Ağzını çok nadir aralıyorsun sigaranı koymadığın zamanlarda, pek gülmediğinden olsa gerek gülüşünü de görememiştim. Teşekkür ederim. Bana güldüğün için. Ya da dişlerini gösterdiğin için mi demeliyim? O tam bir gülüş değildi sanki.

Seni güldürmek isterdim. Kahverengi saçlarını koklayarak öpmek. Tamam sustum. Acının neden olduğunu da bilmek istemiyorum artık. Anlatmasan da bende kal biraz. Dur n'olursun. Kaçıp gitme hemen. Susalım. Sen ve ben. Sadece susalım. Çünkü gidersen susmanı bile özleyeceğim. Gözlerime de dik dik bakmayı kes artık, şuracıkta düşüp bayılacağım. Hem biraz otur soluklan, bir su getireyim mi sana?

Ayakta olunca sana hayranlığımın yanında korku da beliriyor. Çok büyüksün. Heybetin beni korkutmuyor, her an gidecekmiş gibi telaşlı halin beni korkutuyor. Beni üzmeyeceğinden eminim. Ama bu emniyeti sen vermedin, ben emin olmak istedim. Bir gün beni kırarsan da üzülmem. Ne de olsa sen kırmış olursun. Bende senden bir parça görmek güzel olurdu...

Sahi, bir tane sigara verir misin bana? İçmeyeceğim. Sadece sen gidersen hatıra kalsın diye saklayacağım, sen gelene kadar, biz birlikte içene kadar. Yine teşekkür ederim bana sigarayı verdiğin için. Çok çok teşekkür ederim. Çok konuştum değil mi? Eh, madem haddimi aştım şunu da söyleyeyim; ölümden de yaşamdan da daha güzel görünüyorsun...


KÜÇÜKHANIM

15 Eylül 2017 Cuma

Gece ve Ayna - Ayna ve Gece - yada Her Neyse





Gece gibi karanlık bir kadın, ayna gibi bir adama ihtiyaç duyar mı? Aynaya bakınca ne görecektir? Koca bir karanlık.

Ama kadın bu ya, gider süsünü beğenir şeklini beğenir, saklar o aynayı. Ona yararı dokunmasa da bir gün aynaya bir ışık yansıyıp onu aydınlatacağına inanır. Başka çaresi yoktur belki. Kurumuştur tüm duyguları, kalabalığı. Işık kaynağını bulamamıştır bunca zaman. O da ışığı ona bulabilecek olduğunu düşündüğü aynaya aşık olmuştur.

Ayna da onu sever aslında. Onun istediği gibi olmak ister. Kendinden vazgeçer. Sevdiği için, onun istediği ışığı bulur ve ona yansıtır.

Yılmaz, usanmaz. Bir ömür ona ışık olacaktır. En azından böyle olacağını sanır. Kadın, ışığın tam yansımadığını bilse de aynasını bırakıp, ışık kaynağına aşık olmaz. Nankör değildir, vefakardır ya. Işığın kaynağının nerede olduğunu bilse de ufak miktarıyla yetinmesini bilir.

İkisinin aralarında güçlü bir bağ vardır. Öyle ki artık tek varlık gibi hareket etmeye başlamışlardır. Korkutucu ama bir o kadar da güzel olan bu hayat onlara yetmektedir. Zor da olsa birbirlerine yetmektedirler.

Gün gelir ayna yorulur bu döngüden. Çok ister ışık kaynağı olmayı ama mümkün değildir. O da gündüz gibi bir kadın bulmak için kaçar.

Gece olan kadın ise tutmaz onu, kaçmasına izin verir. Doğrusu budur çünkü. Bazen doğrular sevgilerin önüne geçerdi. Bazen insan doğrusu için savaşırdı. Bir olmaya çalışan aynayla gece kendilerini kaybetmişti.

Kendilerini bulmak için ilk adımı ayna atıp gündüze koştu.

Gece bekledi. Dingindi, sessizdi, karanlıktı, güçlüydü. Bu acının kendini daha da karartmasına izin verdi.

Bir gün gidecekti. Emindi. Bir gün ışık kaynağına gitmeye cesaret bulacaktı. Işık kaynağını bulamasa bile onu bulmaya cesaret etmiş olacaktı.

KüçükHanım

8 Eylül 2017 Cuma

DAHA






Nasıl herkesleri bu kadar rahat kaldırıyor yüreğiniz? Hiç mi oluk oluk sevmediniz? Birini delirtmek için birine, diğerini üzmek için bir başkasına gitmek, yormuyor mu ruhunuzu? Sahi, ruhunuzla en son nerede baş başa kaldınız? Kolay sevip vazgeçmeler aslında ruhsuzluğun göstergesi değil midir? Hiç mi kitap gibi sevmediniz? Hiç mi ruhunuz kanamadı?

Biliyor musunuz? Ruhum paramparça. Kan revan içinde. Hiç birisi kolay değil. Hiç bir şey. Hiç bir şey zor da değil. Hiç bir şey.

Sen harbiden çok güçlüsün lafını duymaktan da yıldım artık. Güçlüyüm. Evet, hem de normal bir insandan en az beş kat daha fazla. Ama bir fırtına beni savurmaya çalıştığında ona dimdik durabilecek kadar güçlüyüm. Onu durduracak kadar değil. Evet, o durana kadar dimdik ayaktayım. Ama durmasını beklemek, iki ay ömrü kalmış bir hastanın ölümünü beklemesinden daha zor. Daha yıpratıcı.

Yıpranıyorum. Neyse ki yıprandığım her yerden çiçeklerim açıyor. Yıprandıkça daha çok göz alıyorum. Daha renkli oluyorum. Daha özgür, daha hırçın, daha olan ne varsa işte. Hepsinden oluyorum.

Korkuyorum. Bir gün bu daha'ların beni benden almasından, ruhumun ölümünün bedeniminkinden önce olmasından. Sizin gibi ruhsuz kalmaktan, sevdiklerimin değişmesinden korktuğum kadar çok korkuyorum.

Kaçıyorum. Korkak gibi. Asilce. Hepinizden kaçıyorum. Kaçmak her zaman hayatım oldu. Bir gün kaçmayı bırakmış görürseniz beni, hayatımı verebileceğim bir şey bulmuşum demektir. Onu bulduğumda hayatımı korkusuzca önüne koyacağım. Eminim. Tüm benliğimle.

KüçükHanım

22 Ağustos 2017 Salı

İlk Efkar



Bugün sizinle idolüm ve hayatımda en sevdiğim insan olan kişiden bahsedeceğim. Dido'dan. Tam kişiliğimin oturduğu yaşlarda (3-6 yaş arası) onunla birlikte olduğum için çok şanslı bir çocuk olduğumu belirtmek isterim.

O benim gümüşümdü. Evet ona Gümüş Teyzem derdim. O sıralar gümüşün rengi altından daha güzel geldiği için gözüme gümüşü severdim. Çok sevince de Gümüş Teyzem lafını yakıştırdım ona.

Bu şekilde ona hitap ettiğim, evlenmeden önce 'Gitme, dur.' demek için altı  yaşında yazdığım mektubu aşağıya bırakıyorum.





Her sabah olduğunda anneannemlere çıkar, sabah kahvaltısından gece çayına kadar onun evinde olurduk Şişman'la. Arada sokağa çıkıp oynar yine anneanneme geçerdik.

Teyzem çok akıllı, çok güzel, özgüveni yerinde olan ve hayatımda gördüğüm en zarif kadındı. Aslında ona benzemeyen tek özelliğim zarafet. Onun dışında her özelliğim ona benzer.

Canımda can, en sevdiğimdi. Gideceği günü hatırlıyorum. Evlenip bize uzak bir yere taşınacağını. Hayatımın ilk büyük yıkımıydı. Benim teyzem, birlikte bulaşık yıkadığım, yemek yaptığım, Galatasaray maçı izlediğim (Yedi yaşına kadar onun sayesinde Galatasaray'lıydım.), iş yerine bile gittiğim, beni sürekli mıncırıp öpen teyzem; gidiyordu.

Yuva kuracakmış. Bu yuva değil mi? Bırak teyzemi! Ben onu senden önce sevdim. Ya gitsene! Onu burada bırak git. Seni hiç sevmedim Enişte Bey. Nereden girdin sen huzur dolu hayatımıza? Derken bir baktım ki benim kara günüm olan düğün günü geldi çattı.

Teyzem büyük gelin, ben ve kıvırcık ise küçük gelinler olmuştuk. Hayatımın ilk berbat günüydü. Tüm düğün boyunca ağladım. Hiç susmadan. Öyle ki, mahalle arkadaşlarımı, kıvırcığı hatta Dido'mu bile ağlatmıştı bu içli ağlayışlarım.

Tam düğün günü Dido'yu ağlattığım için Enişte Bey bana 'Git, teyzeni ağlatma.' dedi. Ben ise kısa saçları topuz yapılıp üstüne sim dökülmüş, tombul kırmızı yanaklı, altı yaşında ki küçük gelin 'Sanane ya? Gitmiyorum.' diye çemkirip teyzeme sarılmıştım. Bende ki cesarete bakın a dostlar. Boyun yüz beş santim, iki metrelik herife dikleniyorsun. O zamandan beri bana cesaretim her alanda yaradı ama Enişte Bey'de bana düşman kesildi. Ben ona hır, o bana hır derken yıllardır evliler...

Ama biz Enişte Bey'le hala didişip duruyoruz. Sanki onunla didişmeyi kestiğim gün içimdeki küçük kız ölecek gibi.

Sırf o kız ölmesin diye onunla sürekli didişeceğim...

Tabi içimde hala ona karşı bir kin var ayrı mesele. (Sırıtıyorum.) Ne de olsa altı yaşında küçük bir kızın Volkan Konak - Cerrahpaşa türküsünü dinlerken acı çekmesine sebep oldu. Ciddiyim. O türküde 'Herkesin bir derdi var, durur içerisinde.' dediği kısımda hep teyzemin gidişi aklıma gelir, üzülürdüm.

Şimdi diyorum da, keşke tek ve en büyük derdim bu olarak kalsaymış. O türküde ilk efkarlandığım vakit, zaman dursaymış.

Bir çocuğun kalbi ne yumuşak, ne ağırmış.

Şimdi ise Dido hala idolüm, hala en sevdiğim insan. Hatta o artık birden fazla kişi. İki çocuğu var. O zaman gidişine içerlemiş olsam da şimdi 'İyi ki' diyorum. 'İyi ki yuvasını kurmuş.'

Dostlar, bazı gidişler, sıkıntılar, kayıplar, acılar sizi hayatınızdaki büyük mutluluklara hazırlar.

Acı çekin, mutlu olun. En önemlisi umutlu olun. İyi geceler...


-KüçükHanım-

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Olduğum Gibi






Duygusallık değil bu, ben özümde romantiğim. Bir yaşlı çift gözlerimin önünden el ele geçse bütün gün etrafa gülümsemem için yeterli bir sebep olur. Hele bir manzara gördüm mü o zaman sen bak benden çıkan kelimelere, harflere.

Ben bayağı bir romantiğim. Bir küçük sevgi mimiği görsem, hemen sevecek tonla şey bulurum. Severim, çok büyük çok güzel. Ufak bir hareketi, güzel bir ses tonunu. Ses tonundan kastım güzel şarkılar söyleyen bir ses tonu değil efendiler, ses tonundaki ufak bir kırgınlık, minicik bir kırmaya korkmak, bana sevmek için büyük sebepler verir.

Ben güzelliklere aşığım. Nerede bir güzel görsem, gölgesinde serinlerim. Gölgesi yoksa ona ben gölge olurum. Bir yetişkinin telaşı, bir yaşlının öfkesi, bir gencin aşkı beni alır türlü hikayelere götürür.

İzlerim. Uzun uzun. Dolu dolu. Aval aval değil. İçli içli izlerim. Her hareketin altında bir sebep, her sebepin altında bir sonuç ararım. Hatta bazen öküzün altında buzağı ararım.

Gezmeyi severim. Gezdiğim her şeyi içime çekmeye, sahiplenmeye bayılırım. Zorumdur biraz. Yorarım, üzerim, bazen de sulu sulu öperim. Tatlı şeyler söylerken sesim incelir, ekşi şeyler söylerken ise kalınlaşır.

Ben... Ben sadece benim işte. Olduğum gibi, okuduğum gibi. Ama asla gördüğüm gibi değil, geliştirdiğim gibi. Çocuklarla seksek de oynarım etrafın ne söyleyeceğine aldırmadan, büyüklerle dert de paylaşırım sıcak bir çayla.

Çayı hem demli hem çok şekerli içerim. Hem şekerin yoğun tadı hem de çayın güzel aroması beni büyüler. Bunu da hayatta acıları da sevinçleri de çok sevmeme bağlıyorum. Aynı çoklukta seviyorum hepsini. Ama acılar kusura bakmasın, bazen sevinçleri daha güzel seviyorum.

Sadece seviyorum. Ben sevgi için yaratılmış duygusal olmayan, romantik bir kadınım.

Sırtımda kürk bir mantoyla, ayaklarımda ki topuklularımla Atlantis gece kulübüne giderim bazen. Yeri geldi mi de David Caine olur kumarhanede olasılık kovalarım.

Anlamadın mı?

Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali
Olasılıksız - Adam Fawer

O zaman benden sana iki tavsiye.

-KüçükHanım-

11 Ağustos 2017 Cuma

İKİ ATEŞ





 Aslında sadece huzur istiyorum. Tüm ihtiraslarınız, nefretleriniz, kinleriniz, kirli elleriniz, çirkin aşklarınız, göstermelik sevgileriniz, sahte dostluklarınız,  intikamlarınız sizin olsun.

 Hayatım hep iki ateş ortasında geçti. Her zaman. Her Allah'ın günü kavgalarla, sıkıntılarla, hırlarla, gürlerle, patırtılarla yaşadım. Hep problemler gördüm, hep çözmeye çalıştım. Artık o kadar çok bitkinim ki bütün bu harpler yüzünden, nefes alırken içime aksilik çekiyormuşum gibi hissediyorum.

  Bağırış çağırış değil sessizlik istiyorum. Kavga değil barış istiyorum. Kalabalık değil yalnızlık istiyorum. Engeller yüzünden her yanımın kan revan içinde kaldığı yollar değil çiçekli yollar istiyorum.

Yoruldum...




Huzura ihtiyacım var, ömrümce hep huzur istedim. Bana huzur veren her şey kutsal oldu benim için. Bir şehir, bir insan, bir kitap, bir söz, bir hayvan, bir ses, bir koku, bir dokunuş, bir bakış, bir şarkı ve daha bana huzur verebilen bir çok şey benim kutsalım olmuştur.

Bana huzur vermeyen şeylerden ise hep kaçıyorum. Bir korkak gibi. Ne beni rahatsız ediyorsa uzaklaşıyorum, bunu yapmak bana huzur verdiği için uzaklıklar da benim için kutsal zenginlikler oluyor.

           Fazla bağırdım, ses tellerim yırtılmak üzere. Bağırdığım kimseden özür de dilemiyorum, hepiniz hakettiniz. Fazla sorun çözdüm, beynim artık almıyor. Bana çözüm lazım.

      "Beni rahat bırakın." diye hıçkırmak istiyorum. Bunu kime desem sorun çıkacağını bildiğim için susuyorum. Sustukça bağırıyorum. Bağırdıkça yıpranıyorum.

           Bana biraz yeşil verin, biraz mavi, biraz huzur. Yine mutlu olmazsam işte o zaman bana huysuz diyin. Kabulümdür...

          Ama istediğiniz zaman dengesiz diyebilirsiniz. Çünkü hiç dengeli olmadım. Olamadım...

KüçükHanım